iPhone’unuzu 10 Saniyede Hızlandırmak İster Misiniz?

EN İYİ AKILLI TELEFONLAR

Asla Buzdolabında Saklamamanız Gereken 10 Yiyecek

MUHTEMELEN BİLMEDİĞİNİZ 22 iPHONE ÖZELLİĞİ

Geleceğin Dünyası Nasıl Olacak?

Sayıklamalar, Teknoloji 25 Ağustos 2015
992 views

Live A+’da yayınlanmış yazı dizisinin tamamını içerir.

 

Geleceği hayal etmek, öngörmek, tahminlerde bulunmak yüzyıllardır var olan bir durum. Modern zamanların yeni medyumluk denemeleri ise geleceğin teknolojisini tahmin etmek üzerine kurulu. Literatür, geleceğin teknolojisine dair öngörülere sahip kitaplar, filmler, dizilerle dolu. Zaman ilerleyip, teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlemeye devam ettikçe, geleceğe dair öngörüler de paralel evrenler halinde kendini tekrarlamaya başlıyor. Bir yandan geleceğe dair yeni öngörüler yapılırken, bir yandan da geçmişte yapılan öngörüler tartışılmaya devam ediyor.

1.2

Bu konuda en popüler örneklerden ikisi Geleceğe Dönüş filmi ve Jetgiller. 30. yılında Geleceğe Dönüş filminin neler getirdiğini, neler götürdüğünü Live A+ sayfalarında okudunuz. Jetgiller konusu ise daha ilginç çünkü çok daha geçmişten, ’60’larda yapılan öngörülerden oluşuyor. Efsanevi Hanna-Barbera ortaklığının değerli eserlerinden biri olan bu popüler kültür ürünü, insanların geleceği hayal etmelerinin aslında o geleceği şekillendirmesinin bir parçasını göstermesi açısından çok önemlidir. Her ne kadar dizide bahsedilen gelişmelerin tamamı henüz gerçeğe dönüşmemiş olsa bile bu yarın gerçekleşmeyecekleri anlamına gelmiyor. Burada önemli olan bu konuda kafa yormak ve yarının dünyasında insanların neye ihtiyaç duyacaklarını düşünmekten geçiyor.
Ve bu yaptıklarının bir adı var: Fütürizm.

1.1

Christopher Richard Wynne Nevinson – The Arrival 1913

Geçtiğimiz yüzyılın başında bir sanat akımı olarak ortaya çıkan ancak sonrasında gelişerek sadece sanatla kısıtlı kalmayıp hayatın her alanını içerisine alan bir “bakış açısı” aslında fütürizm. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu konuda zihin çalıştıran bir çok değerli insanın bir araya gelerek kurduğu bir dernek bile var: Türkiye Fütüristler Derneği

Adı ve konumu her ne şekilde olursa olsun, geleceği hayal etmenin onu şekillendirme yolunda atılmış en önemli adım olduğu su götürmez bir gerçek. Öyle ya, insan hayal etmediği bir şeyi nasıl gerçekleştirebilir?

Örneğin, Steve Jobs. Zamanının ötesinde, geleceğin şekillendirilmesinde önemli rol oynamış, yüzyılımızın modern “bilge” lerinden. En önemli görüşlerinden biri müşterileri talepleri ile ilgilidir. Jobs, pazar araştırmalarını ve müşteri talep anketlerini hiç sevmez, çalışanlarının ve şirketinin müşterinin talep edeceği yenilikçi ürünleri geliştirmesi gerektiğini düşünürdü. Şu ünlü sözünü hatırlayın: “Müşteriler biz onlara gösterinceye kadar ne istediklerini bilmezler.”

1.4

Jobs’ın bu konuda en önemli dayanak noktalarından biri de, dünya tarihindeki bir diğer önemli şahsiyet, Henry Ford’un “Eğer müşterilere ne istediklerini sorsaydım bana muhtemelen ‘daha hızlı bir at!’ derlerdi” sözüdür.

İkisi de haklıdır. Tüketici talepleri tabii ki üretici için çok önemlidir ancak tüketenden, henüz olmayan bir ürünü talep etmesi beklenemez. Günün gerçekleri, geleceğin ihtiyaçlarını öngörmek için mucidin, yenilikçinin, üreticinin en önemli esin kaynağı olmalıdır. Öyle olmasaydı otomobil ve iPhone gibi dünyayı şekillendiren iki müthiş icat belki de hiçbir zaman gerçeğe dönüşmezdi.

Yarın, bugünden şekilleniyor. İyi bir fikir, çok iyi bir yeni ürünün kıvılcımı olurken, o çok iyi ürün, bir başka iyi fikri tetikleyebiliyor. O iyi fikirden yola çıkarak yapılan bir yenilik, dün aslında hiç olmayan bir ihtiyacın oluşmasını sağlayabilir ve tabii ki o ihtiyaç için de yepyeni ürünler üreten, yepyeni sektörler ve bu yolda kafa patlatan yepyeni bir işgücü gerekecektir. Yani aslında herşey birbirine bağlı. Bir kartopu misali, geleceğe ait gelişme önlenemez durumda.

1.6

Tabii ki bu önlenemezliğin, gelişmenin, yeniliğin, ilerlemenin yan etkileri de var. Atom bombası tamamen insanlığın iyiliği için yapılan icatların bir ürünü olmasına rağmen birlikte getirdiği trajediler herkesin malumu. Dolayısıyla gelişme her zaman iyi sonuçlar doğurmayabiliyor. Beklenmeyen negatif etkilerin dışında çok iyi niyetli fikirlerden doğan yenilikler bile şu meşhur “kötü niyetli ellerde” dünyanın en tehlikeli silahlarına dönüşebiliyor. Son 50 yıl içinde üretilen bir çok edebiyat ve sinema ürünü tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü niyetli, belki şizofrenik kahramanlarla dolu. Üstelik bunların bir kısmı bizzat o teknolojiyi geliştirmeye çalışan bilim adamları.

Tabii ki bu yan etkiler yeniliğin ve gelişmenin önüne geçemeyecek. Sonuçları iyi de olsa kötü de olsa gelişme devam edecek. Bizi hangi gelecek bekliyor hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Sonunda dünyayı kötü niyetli bir bilim veya devlet adamının mı, uzaydan gelen düşmanların mı yoksa kendi kendine gelişen ve sonra kontrolden çıkan robotların mı mahvedeceğini belki biz değil ama gelecek nesiller görecek.

1.5

Peki, gelecek gerçekten nasıl bir dünya olacak? Yukarıda da bahsettiğimiz fütüristlerin üzerinde düşündükleri en önemli konu bu aslında. Ve bu düşünceler, yenilikçilere, mucitlere, bilim adamlarına ışık tutarak kartopunun gelişmesine katkıda bulunuyor.

Ben de kendi adıma gelecekte neler olacağı, çocuklarımızın, torunlarımızın dünyasının nasıl bir yer olacağı üzerine zaman zaman kafa yorarken buluyorum kendimi. İşte bu düşünceler sırasında vardığım bazı teknolojik ve sosyolojik sonuçlar:

1.3

 

İşte bu düşünceler sırasında vardığım bazı teknolojik ve sosyolojik sonuçlar:

Teknoloji sosyal hayatı da kökünden etkiliyor. Oluşan sanal sosyal hayatlar gelecekte toplumları gittikçe daha da ele geçirecek. Ve bu durumun iki farklı etkisi olacak;

Birincisi, insanların biraz daha içe kapanmaları ve teknolojiye daha da bağımlı hale gelmeleri, ki bunu tahmin etmek için medyum olmaya gerek yok, bugün içinde bulunduğumuz duruma bakmak yeterli.

2.1

İkincisinin etkilerinin daha ilginç sonuçları olabilir. Şöyle ki;

Sosyal hayatın sanal ortamlara kaymasıyla insanlarda bazı farklılaşmalar başladı. Gerçek hayatta içine kapalı, çekingen, çok da sosyal olmayan, belki biraz problemli insanların, sanal dünyada fırtınalar estirmesi, yıllarca içine bastırdıklarını dışa vurması, dünyanın en ilginç, en bilgili, en sosyal insanı gibi boy göstermeleri çok da yeni bir durum değil. İnternet fenomenleri haline gelerek milyonlarca kişi tarafından takip edilen, tezahürata uğrayan kişiler gerçek hayatta belki de insanlardan kaçarak, korkarak evinden dışarı çıkamayan kişiler olabilir.

2.2

Bu durum aynı kişinin iki farklı hayatı yaşaması anlamına geliyor. Tamamen gerçek bir dünyada çift kişilikli bir zihinde, kişiliklerden biri baskı altındayken ve toplum kişiyi bu sağlıksız durumun tedavisine teşvik ederken, ikinci kişiliğini rahatça yaşayabileceği bir dünyaya sahip olmak bu konuda yaşanan sorunların daha da sıkıntılı hale gelmesine sebep olabilir. Bireylerin psikolojisi anlamında daha ideal bir iklimden mi bahsediyoruz yoksa beklenmedik başka sonuçlara gebe bir dünyadan mı?

2.4

Konunun bir adım öteye geçmesi farklı bir bakış açısı ve gerçeklik ile durumu daha da karmaşık hale getirebilir: Gerçekten iki farklı dünyada yaşamak. Artık sosyal hayatımız, iş hayatımız, eğitim hayatımız, düşünebileceğiniz bütün hayatlarımız sanal ortamda da yaşanabiliyor. Ayrıca sanal ortam kendine özgü hayatları da geliştiriyor. Sanal dünyada, örneğin bir online oyunda yer alabilmemiz için gereken sanal karakterlerimize ait sanal özellikleri yine sanal ortam üzerindeki sanal paralarımızla satın alarak o dünyada kendimize yer ediniyor, bu yeri sağlamlaştırıyoruz. Dünyalar kuruyor, savaşıyor, yakıyor, yıkıyor, var oluyoruz.

2.3

Gerçek dünyadaki ihtiyaçlarımızı sanal asistanlarımız ile karşılıyoruz. Saatin kaç olduğunu bize Alexa söylüyor, yemeğimizi Google Now sipariş ediyor, trafik durumunu Cortana’dan, hava durumunu Siri’den öğreniyoruz. Haydi bir adım daha illeri gidelim; sanal ortamda gerçek insanlarla tanışıyor ve sosyal çevremizi geliştiriyoruz. Peki karşımızdakinin gerçekten söylediği, kendini tanıttığı insan olduğunu biliyor muyuz? Peki, bir insan olduğunu nereden biliyoruz? Öyle ya, sanal asistanımdan bir sayıyı sıfıra bölmesini istediğimde bana felsefe yapabiliyorsa, sanal dünyada derdimi paylaştığım o kişi de gerçek olmayabilir.

Türkçe’ye “Aşk” olarak çevrilen 2013 yapımı Her filminde, görünüş olarak bu güne çok benzese de gelecek bir zamanda geçen bir hikayede, aşırı gelişmiş yapay zeka ürünü işletim sistemleri ile insanların ilişkilerini “iş ilişkisinden” öteye götürerek “aşk ilişkisine” çevirmeleri ve bir yazılıma aşık olan bir adam anlatılıyor. Yapay zekanın bu denli geliştiği bir dünyada çok da “fütüristik” bir görüş değil sanki. Çok uzak bir gelecekten bahsetmiyoruz gibi. Bugün olmaz Ali belki yarın…

2.5

Haydi ağzımızdaki baklayı çıkaralım, gerçek insanlarla birlikte, diğer insanların ya da yazılımların “ürünü” sanal “yaratıkların” bir arada yaşadığı sanal bir dünyanın artık çok da absürt bir durum olarak algılamayacağımızı düşünüyorum.

2.6

Dünyayı kasıp kavuran Matrix ile aynı yıl vizyona girmiş ancak aynı derecede popüler olamamış bir başka bilim kurgu olan 13. Kat filminde insanların bilgisayar üzerindeki yazılımlarda geliştirdikleri başka “sanal dünyalar” anlatılıyor. Bu sanal dünyalarda yaşayan sanal karakterler, zaman içerisinde tıpkı bizim yaptığımız gibi kendi medeniyetlerini geliştirirler ve gelişen bu medeniyet belli bir seviyeye geldikten sonra kendi bilgisayarlarında, kendi “alt-sanal” dünyalarını oluştururlar. Filmin sonunda izleyicide “yoksa ben de bir bilgisayar yazılımındaki sanal bir karakter miyim?” sorusu oluşur.

2.7

Sözün özü; sanal dünyanın sanal, gerçek dünyanın gerçek olduğunun ispatı nedir? Peki, sanal hayatın “gerçek” olmadığının ispatı? Konu gittikçe görecelileşiyor mu ne?

Bu sorgulamaların yanıtı, ya da işin gerçeği ne olursa olsun, görünen o ki sanal hayat bazıları için gün geçtikçe gerçek hayatın önüne geçiyor. Gelecekte bu durumun daha da ileri gideceği, belki bazısı için daha vahim sonuçlar doğururken bazısı için daha güzel bir dünya, daha gerçek bir evren sunacağı çok açık.

Geleceğin dünyasının nasıl şekilleneceği tabii ki bu güne kadar yaşananlar ve bundan sonra yaşanacaklarla belirlenecek. Peki bugünden bazı tahminlerde bulunabilir miyiz?

Bugüne kadar yaşadıklarımızı göz önünde bulundurduğumuzda, günün ihtiyaçlarının ertesi günün gerçeklerini şekillendirdiğini söylemek çok da zor bir durum değil. Peki, yarının ihtiyaçları neler?

Bugünün dünyasına bakarak söylenebilecek en önemli ihtiyaçlar şöyle sıralanabilir:

1. Su

2. Gıda

3. Enerji

3.1

Geleceğin bu üç ihtiyaç üzerinden şekilleneceğini düşünüyorum. Özellikle su ve enerji ihtiyacı geleceğin dünyasına yön verecektir diye tahmin ediyorum.

Aslında enerji ile ilgili ihtiyaçlar, bugünün dünyasında çok rahatlıkla karşılanabilecek durumda. Wikipedia’da belirtildiğine göre, aşağıdaki resimde görülen alan büyüklüğünde kurulacak bir güneş enerjisi altyapısının tüm dünyanın ihtiyaçlarını güneş olduğu müddetçe karşılaması mümkün. Diğer doğal, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından bahsetmiyoruz bile.

3.2

Bu durumun yarının dünyasında daha çözülebilir bir hal alacağını düşünüyorum. Optimist bir düşünce ile, mevcut enerji kaynaklarından servetler kazanan ülke ve şirketlerin zaman içerisinde yeni enerji kaynaklarına olan talep önünde daha fazla duramayacaklarını ummak en azından yarına dair bir ışığa yer açıyor.

Su ve gıdaya olan ihtiyacın, en az enerji kadar geleceği etkileyeceğini düşünüyorum. Bunu detaylandırmadan önce geleceği şekillendirecek bilim veya iş dallarına bir bakmakta fayda var.

Geleceğin en önemli meslek dalları muhtemelen Genetik ve Robotik olacaktır. Her ikisinin de önünde sonsuz bir gelişme alanı mevcut.

Özellikle genetik alanında günümüzde yapılan çalışmalar gelecekte ne kadar ilginç bir dünyada yaşayacağımızın bir habercisi gibi.

3.3

Hemen hemen her geçen gün, laboratuvar ortamında “üretilen” organlar ile ilgili haberlere rastlamak mümkün. Bu durum artık hastalanan veya bir şekilde kaybedilen organların, laboratuvar ortamında veya doğrudan insan vücudunda üretilmesinin önünün açılacağını gösteriyor. Ancak, ne pahasına? Bunu yaşayıp göreceğiz. Süreçte yaşanacak bir problem veya öngörülemeyecek yan etkiler alt komşumuz Ali Rıza Bey’in Frankeştayn’a dönmesi ve işin tuhaf tarafı bunun bir süre sonra normal bir durum olarak algılanması mümkün.

Bu madalyonun bir tarafı. Diğer tarafında ise zorunlu olarak bazı modifikasyonlara ihtiyaç duyulması gibi bir durum bizi bekliyor olabilir. Bir önceki konuya dönersek, örneğin suyun olmadığı veya çok azaldığı bir dünyada bedenin susuz yaşamasını sağlayacak “genetik” veya “mekanik” değişiklikler söz konusu olabilir. Böbreklerin yerini alacak “mutant” organlar veya makinalar kulağa çok mu “fantastik” geliyor? Veya, gıda yokluğu çekilmeye başladığında organlarda bazı değişiklikler yapılması? Yavaş yavaş tanrıcılık mı oynamaya başlayacak insanoğlu? Peki bu durumun bir koyunun kopyalanmasıyla farkları neler? Etik nereye kadar gitmemize izin verecek? Bu oyunda bir sınır olmalı mı? Öyle ise, bu sınıra kim karar verecek? Kim kontrol edecek? Bunları da yaşayıp göreceğiz. Ancak, her ne kadar iyi niyetli amaçlarla yapılacak olsa da istenmeyen ya da öngörülmeyen etkilerle dolu bir dünyaya gidiyor olabiliriz.

Ancak biz çizgimizden çıkmayalım ve şeytanın avukatlığını bir süreliğine de olsa bir kenara bırakarak konu içinde kalmaya devam edelim.

3.4

Genetik ve Robotik’in birlikte gelişmesi ile dünya üzerinde fiziksel özürlerin yok denecek kadar azalacağını düşünüyorum. Düşünce yoluyla kumanda edilebilen yapay organlar sayesinde örneğin, protez bir kolun, gerçeği ile bire bir düzeyde olmasa bile günlük ihtiyaçları karşılayabilecek kadar pratik bir şekilde kullanılıyor olması için çok da uzak bir geleceği beklemeye gerek kalmayacak. Aynı şekilde iskelet sistemini etkileyen rahatsızlıklarda da kullanılabilecek robotik iskelet sistemleri zaten üretilmeye başlandı bile. Bu süreç sonlandığında belki de tekerlekli iskemle kullanımına gerek kalmacaktır.

Benzeri şekilde aynı sistemin sağlıklı bireyler üzerinde destekleyici olarak kullanılması da gittikçe yaygınlaşan bir uygulama. Çok fazla eğilip kalkarak iş gören kişilerde bu sistemler çoktan kullanılmaya başlandı.

3.5

Her ikisi birleştirildiğinde, belki de James Cameron’un Avatar filmindeki içine oturan insan tarafından yönetilen robot askerlerin kullanımı noktasına yakında geliyor olabiliriz.

3.6

Ya da aynı filmde gösterildiği gibi, siz evinizde otururken, bağlı bulunduğunuz cihazı kullanarak zihin yoluyla yönettiğiniz yapay bedenlerin sokaklarında dolaştığı bir dünyaya ne dersiniz? Bu şimdilik biraz fazla olabilir. Biz konumuza geri dönelim.

3.7

Robotların gün geçtikçe daha fazla kullanıldığı bir dünyanın hemen yarın kapımızı çalacağını herkes kabul ediyor artık. Bu konuda bir çok büyük kuruluşun ciddi yatırımlar yaptığı biliniyor. En bilinen ve etkileyicilerinden biri kuşkusuz birkaç yıl önce Google tarafından satınalınan Boston Dynamics. Firmanın geliştirdiği, dağ, bayır, buz, hemen hemen her zeminde kararlı bir şekilde yürüyebilen robotları Big Dog ve Spot, inanılmaz hızlarda koşabilen robotu Cheetah, ya da insan görünümlü robotları PetMan veya Atlas en bilinenler arasında. Aşağıda Spot’un tanıtım videosunu görüyorsunuz.

Boston Dynamics’in YouTube sayfasında tüm çalışmalar ile ilgili ilginç videolar bulmak mümkün. Bu videoları izlediğinizde göreceksiniz ki an itibarıyla en ciddi problem “güç”. Robotların daha verimli, daha uzun sürelerle çalışmaları için gereken gücü sağlayacak yeniliklerin sürmesiyle birlikte hayatımızda daha fazla alanda robotları göreceğimiz bir gerçek.

3.8

 

 

Kendi kendine hareket eden veya insanlar tarafından yönetilen makinaların bugün geldiği noktadan ilham alarak yarın nelerle karşılaşabileceğimizden bahsetmiştik. Bu konuda üzerinde birkaç söz söylenebilecek bir başka söz ise uçan cihazlar ile ilgili.

Drone’ların son dönemde ne kadar hızla yaygınlaştığı ve ne kadar farklı alanlarda kullanıldığı günceli takip eden hemen herkesin malumu. Zevk için uçan drone’lardan tutun, deniz kazazedelerine can simidi götüren drone’lara, ambulans drone’lardan, üzerindeki laser silahlarla birbiri ile savaşan drone’lara kadar bir çok örnek şu anda kullanılabilir durumda.

4.1

Bu konuda en ilginç ve iddialı denemelerden biri geçtiğimiz dönemde Amazon’dan geldi. Ürün teslimatlarını drone filosu ile yapan Amazon Prime Air servisi bir süre test edilse de çeşitli sebeplerle şu anda geniş kapsamla uygulanabilir bir hizmet değil. Ancak bu konuda bugünün koşulları için konuşulması gereken çok fazla detay mevcut. Örneğin, herkesin kendi istediği hava filosunu çeşitli amaçlarla göğe salmasının oluşturacağı güvenlik sorunları.

Burada bahsedilen sorunlar, havada kontrolsüz hareket eden cihazların oluşturacağı kazalardan öte durumları da tarifliyor. Bir sonraki adımı, dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi daha net görmemizi sağlayacak bir başka görüntü geçtiğimiz dönemde internette dolaştı. Bu görüntüde, üzerine silah monte edilmiş bir drone ile yapılan bir denemeyi gösteriyordu.

Şimdi bir düşünün. Evinizin salonunda oturmuş TV izliyorsunuz. Siz farkında bile olmadan, pencerenizin önüne gelen bir drone’dan açılan ateşle öldürülüyorsunuz. Veya, bir sokak ötede bunu deneyen bir gencin yaptığı hata ile seken kurşun sizin ölümünüze sebep oluyor. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirmek bile bugün için hala uç örneklermiş gibi görünse de yarın nelerle karşı karşıya kalabileceğimiz hakkında bir fikir vermeye yetecektir.

Gelecek hakkındaki öngörülerimizi sürdürelim.

Görünen o ki, içinde bulunduğumuz geçiş dönemi, makinaların enerji problemlerini çözecek, en azından birkaç kademe daha ileriye götürecek. Yine güncel bir örnek vermek gerekirse, İngiltere, karayollarının bir şeridini elektrikli araçlara ayırarak, seyahat esnasında kablosuz olarak şarj edilmeleri yoluyla elektrikli araçların menzilini arttırma üzerine denemelerine başladı.

Piyasadaki her oyuncu kendi denemeleri ile sektöre yön vermeye çalışıyor. Sonunda bu denemelerden verimli olanları kullanıma alınacak ve cihazların enerji problemi çözülmüş olacak.

4.5

Hareket eden makina ve araçların enerji sorunlarının çözülmesi ile, Segway’in açtığı yoldan gelen kişisel taşıma araçlarının gittikçe daha yaygınlaşacağı bir dünya bizi bekliyor.

4.6

4.3

4.4

Peki, haydi bir beyin fırtınası daha yapalım. Bir tarafta enerji sorunu çözülmüş ve kişisel taşıma araçları yaygınlaşmış. Diğer tarafta ise drone’lar her geçen gün daha fazla alanda karşımıza çıkıyor. İkisini bir araya getirdiğinizde gelecek ile ilgili bir ipucuna daha erişmiş olacağız. Evet, bildiniz. Gelecekte, uçan kişisel taşıma araçlarının yaygınlaşacağı bir dünya bizi bekliyor. Muhtemeldir ki hava trafiğini düzenleyen regülasyonlar sonrası bu konuda Jetgiller veya Minority Report‘ta resmedilen cihazlara yaklaşmış olacağız. Ve görünen o ki çocuklarımızla birlikte biz de o günleri görebileceğiz.

4.7

4.8

Öte yandan, yine çok fazla beklemeyeceğimiz bir başka gelişme silsilesi de giyilebilir teknolojilerde yaşanacak. Şimdiden bazı başdöndürücü gelişmeleri yaşamaya başladık bile. Başka birçok örnek olsa da Apple Watch ve Google Glass bu konuda en gözönünde olan örneklerden.

Tabii ki teknolojinin bu alandaki gelişimi de sadece mevcut cihazlarla kısıtlı kalmayacak. Giyilebilir teknolojiler aksesuar ve takılardan elbiselere doğru kayacaktır. Nanoteknolojinin de gelişmesi ile renk değiştiren, kendi kendini temizleyen, kendi kendine kuruyan elbiseler için çok da uzak bir geleceği beklemeyeceğiz.

4.9

İnsan hayalgücü, sonraki gelişmelerin ne sırada olacağını bize gösterecek. Hava durumuna göre ısıtan veya soğutan giysiler, mesela pijamalar, kurduğunuz saat geldiğinde sizi ayağa kaldıran kıyafetler, daha önce bahsettiğimiz iskelet sistemi desteğini de barındıran giysiler şu andan düşünebileceklerimiz.

Ancak bence giyilebilir teknolojilerde geleceğin trendi biraz daha farklı olacaktır. Örneğin: İnsanın kendi bedeni.

Şu anda düşünülen ve teknolojileri üzerinde çalışılan bazı cihazlar mevcut. Mesela, Google Glass’ın görevini üzerinde çok küçük çipler olan lenslere aktarmak gibi. Veya dışarıdaki sesleri kulaktan değil kafatasından direk beyne ileten işitme cihazları ya da farklı fonksiyonları bir arada kullanabildiğiniz minik kulaklıklar gibi. Ama bunlar upuzun bir zincirin daha ilk halkaları. Bu sebeple, bir sonraki adım vücudun direk kendisi olacaktır diye düşünüyorum.

Vücuda yerleştirilecek çipler yardımıyla, ihtiyacımız olan tüm teknolojiyi vücudumuzun içinde barındıracağımızı düşünüyorum. Örneğin, istediğiniz zaman istediğiniz kişiyi herhangi bir cihaza gerek olmadan arayabileceğiniz, görüşme sırasında sizin sesinizi karşıya iletip, karşının sesini yine sinir sistemi üzerinden beyninize iletecek, ilave bir cihaza gerek kalmadan internete bağlanabileceğiniz, ekrana ihtiyacınız olmadan görmeniz gereken bilgileri direk beyninizde görmenizi sağlayacak ve tüm bunları yine beyin gücünüzü kullanarak ve vücudunuzda zaten fazlasıyla varolan enerjiyi kullanarak yapacak bir teknoloji düşünün. Çok mu uçuk? Peki bundan 10 yıl önce Google Glass size çok mu olağan görünüyordu?

Yazılarımızın önceki bölümlerinde yapay ve mekanik organlardan bahsetmiştik. Bu teknolojiyle birleştiğinde yarı insan, yarı android, yani tam bir “hibrit” yaratıklara dönüşmemiz işten bile değil.

4.10

Böyle bir teknolojiyle neler yapılabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Birkaç faydalı ve “şüpheli” örnek verelim:

Günümüzde en popüler trendlerden biri kişisel cihazlar yardımı ile egzersiz ve sağlık bilgilerinin toplanması. Vücudun bizzat içinde olan bu sistem ile her türlü bilginin toplanması ve gerektiğinde kullanılması mümkün olabilir. Tabii ki böyle bir sistemin bazı “şüpheli” sonuçları veya kullanım alanları da olacaktır. Her an nerede olduğunuzun takip edilebilmesi, bu sistem üzerinden sizin gördüklerinizin başkaları tarafından da görülebilmesi, duyulabilmesi gibi olasılıklar beraberinde bir çok tartışmayı da getirebilir.

Yaşadığımız dünyada gittikçe popülerleşen trendlerden biri 3D yazıcılar. Tıpkı evlerimizde, ofislerimizde kullandığımız mürekkepli veya laser yazıcılar gibi, bir gün her evde bir 3D yazıcı olacak. Bu yazıcı sayesinde hem kendi ürettiğiniz bir nesneyi, örneğin bir takı, bir biblo, veya kendi icadınız bir aleti gerçek ölçülerinde, 3 boyutlu olarak “basabileceksiniz”, hem de evinizde kullandığınız bir aletin arızalanan bir parçasını yedek parça olarak evde üretebileceksiniz.

5.1

İlginç gelir mi bilmem ama bugün itibarıyla yaklaşık 600 Dolarlık bir 3D yazıcı ile, yazıcının ana kartı dışında tüm parçalarını üretip, aynı yazıcıyı 200 Dolara mal etmeniz mümkün.

Efendim? Kendi kopyalarını üreten robotlar mı dediniz?

5.3

Günümüzün önemli trendlerinden bir diğeri de IoT yani Internet Of Things denen kavram. Bu kavram dilimize “Şeylerin İnterneti” veya “Nesnelerin İnterneti” olarak çevriliyor. Özetle, makinaların internet üzerinden birbirleri ile konuşmaları mantığına dayanıyor. Günümüzde bu yönde yapılan çalışmalar oldukça ilerlemiş durumda. “NEST NEDİR? GOOGLE’IN EV OTOMASYONUNDAKİ DEV ATAĞI” başlıklı yazımızda örneklerini de verdiğimiz gibi artık evinizin ısıtma ve aydınlatmasını uzaktan gerçekleştirmeniz mümkün. Dahası, evinizin, sizin müdahaleniz olmadan, ne zaman gelip gittiğinizi öğrenerek evi ona göre ısıtması ya da soğutması mümkün. Bunun için çeşitli cihazlar birbiriyle konuşarak bu işlemi sizin için, siz daha eve gelmeden önce yapabiliyorlar. Mesela, evdeki kontrol ünitesi arabanızla konuşarak yolun neresinde olduğunuzu öğreniyor, yine arabanızdaki navigasyon sisteminden faydalanıp yolun trafik durumuna bakıyor, olası gecikmeleri tahmin ederek eve geliş saatinizi belirliyor ve buna göre tam varacağınız saatte evi istediğiniz sıcaklığa getiriyor, ışıkları alışık olduğunuz ayara getiriyor, beğendiğiniz müziği çalmaya başlıyor, kahve makinasını o saatte kahveniz hazır olacak, çamaşır makinasını o saatte çamaşırlar yıkanmış olacak şekilde ayarlıyor.

5.2

Bunlar bugün zaten olan teknolojiler.Ötesinde, yani yarın, hayatımızda ne gibi yeniliklerin olacağını tahmin etmek hiç de zor değil.

Mesela, buzdolabınızın, içindeki bir gıda maddesi belirlediğiniz miktarın altına düşünce internetten sizin adınıza sipariş ettiğini düşünün. Örneğin süt azaldığı için buzdolabınızın internetten sipariş ettiği sütü tam da siz işten döndüğünüz saatte getiren bir kurye ile kapıda karşılaşmak nasıl olurdu?

Benzer şekilde, arabanızın veya evdeki diğer elektrikli aletlerinizin bakım tarihi geldiğinde ya da beklenmeyen bir arızası olduğunda ilgili servisten randevu almasını ve bunu sizin takviminize göre evde olduğunuz uygun saatlerde yapmasını, randevu kesinleşince takviminize ilgili kaydı açıp size mesajla durumu bildirmesini ister misiniz? Bir önceki yazımızda bahsettiğimize benzer bir sistemle, vücudunuzda oluşacak olası bir şüpheli durumun anında bir sağlık birimine iletilmesi, sağlanan bilgilerle gerekli incelemenin yapılması, sizin bilginiz bile olmadan gerekli teşhisin koyulması hatta tedavinin başlaması, örneğin ilacınızın adresinize gönderilmesi mümkün olabilir mi?

Yapılabilecekler sonsuza doğru gidiyor. Olasılıklar sınırsızlaşıyor. Gelecek, onu şekillendirecek kişilerin hayal gücüne göre yazılıyor.

Tüm bunlar olurken, insanoğlu da evrimini sürdürüyor. Teknolojinin getirdiği olanaklar, bu evrimin nasıl devam edeceğini belirliyor.

Tıpkı beş milyon yıl önce iki ayağımız üzerinde durmaya başladığımız, bir milyon yıl önce kürkümüzden kurtulduğumuz gibi, önümüzdeki dönemde de evrimimize yeni halkalar eklenecek olabilir. Ki aslında bu evrim halen sürmekte.

Bundan 20 – 30 yıl öncesine kadar insanlar basit matematiksel işlemleri zihinden yapabilir durumdaydılar. Hesap makinalarının yaygınlaşması ile artık bu yeteneğimiz gittikçe körelmekte. Benzer bir şekilde mobil cihazlarımızın sahip olduğu özellikler seyesinde (ya da sebebiyle) başka bazı yeteneklerimizi de kaybedebiliriz. Örneğin, uzmanlar cep telefonlarımızdaki ve araçlarımızdaki navigasyon özellikleri sayesinde yakın bir gelecekte yön bulma yeteneklerimizin de yavaş yavaş yok olacağını düşünüyor. Ki o yetenek milyonlarca yıl boyunca hayatta kalmamızı sağlayan en temel güdülerimizden birinin eseriydi.

5.4

Şimdi ise oturduğu yerden hiç kalkmaya ihtiyacı olmadan sosyalleşen, eğitimini alan, çalışan, alışveriş yapan, eğlenen, öğrenen bir nesil yetişiyor. Bu nimetlerin (!) psikolojik ve sosyal etkileri bir yana fizyolojik etkileri de olacaktır. Ve doğa gereği bu fizyolojik etkiler sonraki nesillere aktarılabilir. Bu durumun mükemmel bir örneği Wall-E‘de vardı. Filmde aşırı çöpten dolayı dünyayı terketmek zorunda kalan insanların bebekliklerinden itibaren tüm hayatlarını uzay gemisindeki koltukları üzerinde (kişisel taşıma aracı?) geçirdiklerini, sadece oturmak, yatmak ve yiyip içmek eylemlerini yapmaktan dolayı obez hale geldiklerini ve kemiklerin artık kullanılmamaktan neredeyse fonksiyonlarını yitirdiğinde neler olduğunu gördük.

5.5

Her ne kadar herkesin kendisine ait çeşitli tahminler ve öngörüleri olsa da, bizi tam olarak nasıl bir geleceğin beklediğini bugünden %100 bilmek maalesef mümkün değil. Bunu, hep birlikte geleceği şekillendirerek ve şekillendirdiğimiz bu geleceği yaşayarak göreceğiz. Ancak bugüne kadar yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz kesin olan birşey var ki o da gelecek nesiller teknolojiyi bizden daha fazla kullanacak. Bu durumun onlara ne kadar pozitif, ne kadar negatif olarak geri döneceğini hep birlikte göreceğiz.

Çocuklarımızı güzel bir geleceğin beklediği umuduyla…

Altuğ TATLI

Not: Yazı dizimizin kapak görseli Cosmonometry adlı kitaptan alınmıştır. Sahibi PRO176‘dır. 

 

 

 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

İlginizi Çekebilir
Yepyeni Bir Blue Jean

Yepyeni Bir Blue Jean

02 Ocak 2016
90 views
Yazı Yazan Samur Fırçalar

Yazı Yazan Samur Fırçalar

14 Aralık 2015
72 views
Bir Asır Önceden Bugüne Bakmak

Bir Asır Önceden Bugüne Bakmak

18 Kasım 2015
76 views
Altın Yumurtlayan Elma

Altın Yumurtlayan Elma

04 Kasım 2015
43 views
Bunlar da var!
Geleceğe Dönüş 30 Yaşında

Geleceğe Dönüş 30 Yaşında

04 Ağustos 2015
102 views
Live A+ Geri Dönüyor

Live A+ Geri Dönüyor

02 Mart 2016
24 views
JETHRO TULL TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

JETHRO TULL TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

25 Ağustos 2014
51 views
BİR “KRAL” IN HAYATI: STEPHEN KING

BİR “KRAL” IN HAYATI: STEPHEN KING

28 Aralık 2014
212 views